Evde Diş Beyazlatma (Home Bleaching)

28 Ocak 2009

Ev diş beyazlatması veya matris beyazlatma olarak da bilinmektedir. Uygulaması oldukça kolay, güvenli ve etkin bir diş beyazlatma yöntemidir.

Evde Diş Beyazlatma Yönteminin Avantajları Bu yöntemin tek avantajı diğer yönteme göre daha ucuz olmasıdır.

 

 

Evde Diş Beyazlatma Yönteminin Dezavantajları  

  • 2-4 hafta süresince uygulama zorunluluğu,
  • Uygulama dışındaki zamanlarda kahve, kola, çay gibi renkli içecekleri kullanmamak,
  • Uygulama süresince tütün ve türevlerini kullanmamak,
  • Dikkatsiz uygulamalar sonucunda dişetlerinin zarar görmesi

Yönten vakumla şekillendirilmiş ağız içi kalıba yerleştirilen beyazlatma malzemesinin gün boyunca uygulanması temeline dayanır. Yöntemde hidrojen peroksit karbamid, karbamid üre, üre peroksit, perhidrol ure de denilen 10-15-20% karbamid peroksit kullanılır. Ağız ortamında zararlı herhangi bir bileşik oluşturmadığı için oldukça güvenlidir. Beyazlatma maddesindeki etkin kimyasal klinik beyazlatmada uygulanandan daha düşük olduğu için evde diş beyazlatma tekniğinin uygulama süresi daha uzundur.En uygun süre 2 ile 6 hafta arasında değişir. Bu süre günde ortalama 7 saat uygulama için düşünülmüştür. Diş beyazlatma süresinin kısaltılması günlük kullanım süresinin uzatılmasına bağlıdır. Yine kullanılacak jelin konsantrasyonuna ve üretici firmanın ve dişhekiminizin tavsiyelerine göre bu sure değişebilmektedir.

 

 

Etkili Olduğu Durumlar

  • Sarı, turuncu ve açık kahverengi renklenmeler.
  • Kahverengi fluoroz renklenmeleri.
  • Mine opasiteleri. Aslında mine opasitesine etki etmemesine rağmen, minenin diğer bölümleri beyazladığı için opasite daha az dikkat çekici hale gelir.
  • Ön dişlerin çoklu renklenmeleri.
  • Travma geçirmiş canlı dişlerdeki renklenmeler.

Dişler Neden Renklenir?

28 Ocak 2009

Dış kaynaklı renklenmede boyar madde rengi ile dişteki renklenme benzerdir. Yiyeceklerin ve içeceklerin de boyar maddeleri direk olarak diş yüzeyine tutunabilir.Dış kaynaklı renklenmelerin en önemli sebebi, boyar madde içeren yiyecek ve çay, kahve, kola gibi içeceklerin sık tüketilmesidir. Bu şekilde mine yüzeyinde açık kahverengi-siyah renklenmeler görülür. Sigara, pipo kullanımı ile daha çok servikal bölgelerde sarımsı kahverengiden siyaha kadar oluşabilen renkleşmeler oluşabilir. Tütün çignenmesi ise minedeki mikroçatlaklarda koyu renk oluşumuna ve yumuşak doku hasarlarına neden olur. Mikroçatlaklarda oluşan renklenmelerin giderilmesi hemen hemen imkansızdır.

Bazen dişer sürmeden önce renklenme oluşabilir. Boyar maddeler diş yapısını etkilemişlerdir, ve bu renklenmeler iç renklenmelerdir. İç renklenmeler dişlerin gelişimi sırasında alınan tetrasiklin, fluorür gibi bazı ilaçlardan, diş gelişimi döneminde geçirilen ateşli çocuk hastalıklar yada genetik hastalıklardan kaynaklanabilir.

Hastalıklardan kaynaklanan renklenmeler. Bebeklik döneminde ağır bir sarılık geçiren çocukların dişlerinde mavi gri veya kahverengi renklenmeler görülür. Bebeklik döneminde, mine oluşumu sırasında geçirilen ateşli hastalıklar, kalsiyum ve fosfor eksiklikleri mine organik matrisinin salgılanma yada matrisin kireçlenme mekanizmasında bozukluğa sebep olur.

Ne şekilde olursa olsun renklenen minenin beyazlatılması bazı yöntemlerle yapılır. Beyazlatma yöntemleri genel olarak canlı dişlerde beyazlatma ve cansız dişlerde beyazlatma yöntemleri olarak sınıflandırılabilir. Canlı dişlerde beyazlatma yöntemleri, kullanılan beyazlatma maddelerine göre hidrojen peroksit beyazlatması ve aşındırma beyazlatması olarak ikiye ayrılır. Ancak bazı durumlarda her iki yönteminde sakıncaları vardır. Bunlar şu şekilde sıralanabilir:

1. Geniş pulpalı dişlerde

2. Diş eti çekilmesi durumunda

3. Ortodontik tedavi sırasında aşırı hassasiyet

4. Ağır mine kaybı

5. Ağızda porselen kuron gibi pahalı restorasyonlar varsa

6. Hamilelik ve emzirme döneminde

7. Hidrojen peroksite alerjisi olan kişilerde

Bunların diş beyazlatması için size engel olup olmadığını muayene sonucu dişhekiminiz belirleyecektir.

Lazerle dişlere ağrısız tedavi

21 Temmuz 2008

Lazer ve Diş Hekimliği, Ağrısız diş tedavisi

 

Türkiye’de de yaygınlaşmaya başlayan lazerle diş tedavisi, anesteziye alerjisi olanların ve hamileliğin ilk 3 ayında diş tedavisi gerekenlerin imdadına koşuyor. Ağrısız ve kansız yapılan uygulamanın klasik yöntemlere oranla daha avantajlı olduğuna dikkat çeken Oral Lazer Uygulamaları Derneği Başkanı Dr. Nükhet Berk, “Lazerle dişe ve diğer dokulara temas edilmeden çalışıldığı için sürtünme olmaz. Ses duyulmaz ve lazer enerjisi beyne ağrı iletimini kestiği için ağrı ya da basınç hissedilmez” dedi. ağrısız diş çekimi

Gülüş Tasarımı (Smile Design)

17 Haziran 2008

Diş Estetiği

Gülüş Tasarımı, Estetik Dişhekimliği, Gülüş Estetiği

Çağdaş toplumlarda kişiler dişlerinin görünümünü önemserler, öyle ki dişlerdeki renk ve şekil  bozuklukları bireyde psikolojik rahatsızlıklara kadar varan problemlere neden olabilir. Diş hekimliğinde estetik ve restoratif maddelerin gelişmesiyle pek çok şekil, renk ve pozisyon bozuklukları rahatlıkla çözümlenebilmektedir. Gülüş Tasarımı işte burada çok önemli bir işlevi üstlenmektedir.

Gülüş Tasarımı Nedir?

Gülüş tasarımı, hekimlik ve sanatın birlikte uygulanarak, size özel ideal gülüşünüzü yenilemektir. Sizin birtakım kişisel istekleriniz ile sağlık ve doğallığı da birleştirerek sağlıklı bir gülüşü planlamaktır.

Gülüş Tasarımına Nereden Başlanır?

Size yakışan estetik gülüş ifadesini belirlerken diğer faktörler:

  • Yüz Hatlarınız

  • Cinsiyetiniz

  • Yaşınız

  • Gülüş simetrisi

  • Dişlerinizin sıralanışı ve renkleri

  • Dudaklarınız

  • Dişetleriniz

Gülüş tasarımına ilk önce yüz hattınızın hangi geometrik şekle uyduğu tespit edilerek başlanır. Kişinin yüzündeki hatlar dişin hangi formda seçilmesi gerektiğinin şifrelerini içerir. Aşağıda belli başlı yüz şekilleri ve bunlara uygun diş formları görülmektedir:

Gülümseme Tasarımı, gülüş estetiği, diş estetiği, güzel dişler, diş güzelliği

Erkek ve kadın anatomisi birbirinden farklıdır. Erkeklerde yüz hatları daha keskin ve belirgindir. Alın burun, çene ucu orantısı kadın yüzüyle farklılıklar gösterir. Kadınlarda geçişler daha yumuşak burun ve kaş kemerleri daha siliktir. Dişlerde de aynı paralellik vardır.

Kadınlarda:

  • Dişlerin köşeleri daha yumuşak döner,

  • Gülme hattı yukarı doğru kavislidir,

  • Ortadaki iki diş yandaki dişlerden biraz daha uzundur,
  • Komşu dişlerin köşeleri arasında minik aralıklar vardır.

Erkeklerde :

  • Komşu dişler daha düz bir hatta birleşirler,
  • Dişlerin hatları daha belirgindir,
  • Gülme hattı daha düzdür. 

Gülüşünüzle etkilemek mi istiyorsunuz?

16 Haziran 2008

Etkileyici Gülüş ve Ortodontik Tedavi

O zaman bu tedavi tam size göre…
 

 

Ortodontik tedavi, ağız hijyeninin sağlanmasını kolaylaştırarak diş ve diş eti sağlığının korunmasında etkili olur. Her yaşta uygulanabilen bu yöntem, kısa vadede dişlerin estetik görünümüne ve sağlığına yapılacak akıllı bir yatırımdır.Sıcak ve etkili bir gülümsemenin sırrı güzel ve düzgün dişlerdir. Düzgün dişlere sahip olmasını sağlayan bilim dalı ortodonti olmakla birlikte, ortodontik tedavi bu işin eğitimini almış ortodontist hekimler tarafından yapılmaktadır. Ortodontik tedavi, dişleri çevreleyen diş eti ve kemik dokuların sağlıklı olması koşulu ile her yaşta yapılabilir. Ancak tedavi şekli ve uygulanacak yöntemler yaş gruplarında değişim göstermektedir.Ortodontik tedavi, çocuklarda çene gelişimine yardım ederek dişlerin doğru pozisyonlarda olmalarına yardımcı olurken, erişkinlerde ise var olan çapraşıklık ve kapanış bozukluklarının düzeltilmesini sağlar. Ancak ortopedik problemlerin sebep olduğu durumlarda zamanlama tedavinin başarısının en önemli kriteridir.

ERKEN TEŞHİS ÖNEMLİ

Gelişim döneminde çok rahat koşullarda yapılacak bir ortopedik tedavinin, erişkin dönemde daha uzun sürede ve farklı yöntemlerle; kimi zaman cerrahi destekli yapılması gerekebilir. Bu açıdan bakıldığında ortodontik sorunlara her yaşta müdahale edilebilir. Ancak alınacak sonuç ve tedavi şekli, süreci ve şartları her yaş döneminde farklılık gösterebilmektedir.Ortodontik tedavinin her yaşta mümkün olmasının yanında, çocuklar diş hekimi ya da ortodontist kontrolünde olurlarsa, potansiyel bir problem kontrol altında tutulmuş olur ve gerekli görülen en uygun zamanda müdahale edilebilir. Çocukların ilk ortodontik kontrolü 7 yaşından daha geç olmamalıdır. Bu yaşta dişler düzgün sıralanmış gözükseler de gizli bir kapanış problemi söz konusu olabilir.

Erken dönemde teşhis edilen problemlerin erken tedavisi sonucu, mevcut problem ya tamamen ortadan kaldırılır ya da ileri yaşlarda yapılacak ikinci evre ortodontik tedavinin daha kolay ve kısa sürede tamamlanmasına yardımcı olur.

ÇEŞİTLİ SEÇENEKLER VAR

Her ne kadar erken yaşta başlanan ortodontik tedavilerin hasta ve hekim açısından olumlu sonuçları olsa da erişkinler de her yaşta ortodontiste başvurabilir.

Ortodontik tedavi söz konusu olduğunda, erişkin hastaların en büyük kaygıları apareylerin görünür olmaları ve bunun sosyal hayatlarına verebilecekleri etkidir. Günümüzde ortodontik tedavi, uygulama metotları açısından çeşitlilik göstermekte ve porselen, safir gibi şeffaf görünümlü estetik braketlerin kullanımından, lingual teknik (tellerin dişlerin damağa ve dil tarafına bakan arka kısmına uygulanması) ve şeffaf plakların kullanıldığı tekniklere kadar çeşitli seçenekler sunmaktadır.

Bu teknikler daha estetik görünümler ortaya çıkartmakta ve ortodontik tedavi sürecinizi daha rahat geçirmenizi sağlamaktadır. Olacağınız muayenede, ortodontistiniz sizin için en uygun yöntemle ilgili ayrıntılı bilgiyi verecektir.

TEDAVİ SÜRESİ DEĞİŞİYOR

Ortodontik tedavilerin süresi vakaya göre farklılık gösterse de 6 ay ilâ 36 ay arasında değişebilmektedir. Bu süre, hastanın büyüme-gelişim dönemine, kapanış bozukluğunun derecesine, hastanın ağız bakımına, tedaviye uyumuna ve hekim ile kooperasyonuna bağlıdır.

 

 

makale- açık kapanış tedavisi

05 Haziran 2008

Cumhuriyet Üniversitesi                                       

Diş Hekimliği Fakültesi Dergisi

Cilt: 9 Sayı: 1 2006

*Başkent Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Ortodonti Anabilim Dalı, ANKARA.

53

AÇIK KAPANIŞ MALOKLUZYONLARIN TEDAVİSİ

THE TREATMENT OF OPENBITE MALOCCLUSIONS

Burçak KAYA* Ayça ARMAN*

ÖZET

İskeletsel açık kapanış malokluzyonun ortodontik tedavisi büyüme ve

gelişimin farklı dönemlerinde farklı yöntemler gerektirmekte ve

oldukça komplike aşamaları içermektedir. Uzun bir tedavi ve

pekiştirme sürecine rağmen sıklıkla relaps görülmektedir. Bu

derlemenin amacı uzun süreli tedavi gerektiren açık kapanış

malokluzyonların düzeltilmesinde kullanılan, pek çok farklı tedavi

yönteminin avantaj ve dezavantajlarını incelemek ve

uygulamalardaki yenilikleri değerlendirmektir.

Anahtar kelimeler: ık kapanış, posterior rotasyon, uzun yüz,

hiperdiverjan, yüksek açı

SUMMARY

The orthodontic treatment of skeletal openbite malocclusion requires

different methods during different growth stages and includes

complicated phases. Despite a long treatment and retention period

relaps occurs very often. The purpose of this review is to investigate

the different treatment methods with certain advantages and

disadvantages used for the correction of openbite malocclusions

which need long time treatment and to evaluate the recent

applications.

Key words: Openbite, posterior rotation, long face, hiperdivergent,

high angle

GİRİŞ

ık kapanış malokluzyonların tedavileri bireyin

yaşına, daha doğrusu iskeletsel ve dental olarak

büyüme ve gelişim sürecinin hangi aşamasında

bulunduğuna göre değişiklik gösterir. Farklı

dönemlerde, etyolojik nedenler de göz önünde

bulundurularak çeşitli tedavi şekilleri uygulanır. Bu

derleme makalesinde, açık kapanış malokluzyonlarda

farklı gelişim dönemlerinde uygulanan tedavi

yöntemleri incelenecektir.

Süt dişlenme dönemi

Bu dönemde anterior açık kapanış görülen

çocukların genellikle düzgün iskeletsel yüz oranları

vardır ancak parmak emme gibi zararlı emme

alışkanlıklarına sahiptirler.1 İskeletsel yüz oranları

düzgün olan bu çocuklarda, kalıcı ön dişler sürmeden

önce zararlı alışkanlık bırakılırsa ortodontik kuvvet

uygulamaksızın ön açık kapanış kendiliğinden kapanır.

Dolayısıyla süt dişlenme dönemindeki bir çocukta ön

ık kapanış sorununu çözmek için aktif ortodontik

apareyler uygulanması önerilmez.2

Öncelikle çocukla sadece konuşup, bu alışkanlığın

sakıncaları anlatılarak, yapmaması gerektiğine ikna

edilmelidir.1 İstenilen şekilde davranıp zararlı davranışı

yapmadığında çocuğu ödüllendirme yöntemi

kullanılmalıdır. Ödüllendirme yönteminden sonuç

alınamazsa, emilen parmağa yapışkan bant gibi bir

hatırlatıcı takılabilir. Bant hem çocuğa parmağını

emmemesi gerektiğini hatırlatır, hem de parmak

emmeyi keyifsiz hale getirir.

Bu yöntemler işe yaramazsa, çocuğun parmağını

emdiği taraftaki dirseğine gevşek şekilde elastik bir

bandaj bağlanarak, kolunu kıvırıp parmağını emmesi

engellenebilir.1 Ancak bu uygulama sadece geceleri

yapılmalı ve 6-8 hafta kadar sürdürülmelidir. Ayrıca

çocuğa, bunun kendisini cezalandırmak için yapılmadığı

çok iyi anlatılmalıdır.

Bu yapılanlardan sonuç alınamazsa ve çocuk hala

alışkanlığından kurtulmak istiyorsa, o zaman hareketli

veya simante edilen bir alışkanlık önleyici aparey

kullanılabilir.1

Hareketli alışkanlık önleyici apareyler palatal plak,

labial ark, Adams veya ok kroşeler ve parmağın ağza

girmesini zorlaştıran ancak ön dişlere değmeyen crib

(kafes) parçalarından oluşur.3 Ayrıca akril posterior

dişlerin okluzaline uzatılarak bite blok olarak

kullanılabilir ve genellikle daralmış olan maksiller

dental arkı genişletmek için apareye vida eklenebilir.

Hareketli alışkanlık önleyici apareylerin kullanımı çok

iyi hasta kooperasyonu gerektirir.

Sabit alışkanlık önleyici apareyler ise molar

bantlar, maksiller lingual ark ve parmağın ağza

girmesini zorlaştıran crib parçalarından oluşur.1

Cumhuriyet Üniversitesi

Diş Hekimliği Fakültesi Dergisi

Cilt: 9 Sayı: 1 2006

54

Daralmış olan maksiller arkı genişletmek için ise sabit

aparey olarak Quad-heliks veya W-ark apareyi

kullanılabilir.

Ancak, sabit bir aparey kullanıldığında bile

çocuğun tedaviye kooperasyon göstermesi önemlidir.4

Aksi halde yine apareyini deforme edebilir veya

ağzından sökebilir. Bu nedenle çocuğa bu apareyin onu

cezalandırmak değil yardım etmek için takıldığı çok iyi

anlatılmalıdır. Bununla birlikte, hangi tip olursa olsun

tüm alışkanlık önleyici apareylerin alışkanlık

bırakıldıktan sonra yaklaşık 6 ay ağızda kalması tavsiye

edilir.1

Eğer ön açık kapanış, iskeletsel yüz oranları dengeli

olmayan yani uzun yüz tipine ve artmış alt ön yüz

boyutlarına sahip bir bireyde görülüyorsa, kendiliğinden

düzelme şansı yoktur.5 Bu durumda tedavi için büyüme

modifikasyonu yapılması gerekir. Ancak bu tür bir

tedavinin süt dişlenme döneminde yapılması önerilmez.

Çünkü aktif tedaviye ara verildiği anda hemen iskeletsel

yapı eski haline döner yani nüks eder.

Erken karışık dişlenme dönemi

Bu dönemde de genellikle süt dişlenme döneminde

olduğu gibi, yüz iskeleti oranları düzgün olduğu halde

zararlı alışkanlıklara bağlı olarak ön açık kapanış

görülür (Resim 1).1 Bu durumda yine öncelikle çocukla

konuşulup bu alışkanlıkların zararlı olduğu anlatılır ve

yapmaması gerektiğine ikna edilir. Bu yaştaki

çocuklarda konuşarak ikna etme yönteminden daha iyi

sonuç alınır çünkü çocuk anlatılanları daha iyi

kavrayabilir. Gerekirse yine ödüllendirme veya

hatırlatma yöntemleri uygulanabilir.

Resim 1. Erken karışık dişlenme döneminde zararlı alışkanlığa bağlı

olarak görülen ön açık kapanış

Bunlar işe yaramazsa süt dişlenme döneminde

anlatıldığı şekilde sabit veya hareketli bir alışkanlık

önleyici aparey takılabilir (Resim 2).1 Daralmış olan

maksiller dental arkı genişletmek için ise yine hareketli

bir vidalı ekspansiyon apareyi, Quad-helix veya W-ark

apareyi kullanılabilir. Çocukların %50’sinde bu

apareyler takıldıktan hemen sonra, %40’ında ise birkaç

hafta içinde alışkanlık terk edilir.6 Oluşmuş olan ön

ık kapanış ise zaman içinde kendiliğinden düzelir.

Resim 2. Hareketli alışkanlık önleyici aparey a. alçı model

üzerindeki görünümü b. ağızdaki görünümü

Bu uygulamaların dışında, önemli bir burun

tıkanıklığı olmadığı halde ağız solunumu yapan, zararlı

emme alışkanlıkları veya dudak disfonksiyonu olan

çocuklarda, bu alışkanlıkları önleyebilmek ve

dudakların düzgün kapanabilmesini sağlamak amacıyla

vestibuler screen apareyleri ile miyofonksiyonel tedavi

uygulanabilir.3 Apareyi kullandığı zamanlar hastadan

alt ve üst dudağı arasında bir parça kağıt tutarak dudak

kapama egzersizleri yapması istenir. Böylece anormal

perioral kas aktivitesinin düzeltilmesi amaçlanır.

Geç karışık dişlenme dönemi

Bu dönemde zararlı alışkanlıklara bağlı olarak ön açık

kapanış görülmez veya alışkanlık bırakılırsa kendiliğinden

bir düzelme beklenmez.1 Bu sebeple, zararlı alışkanlıkları

önlemeye yönelik tedaviler uygulanmaz. Eskiden bu yaş

grubundaki çocuklarda ön açık kapanış nedeni olmakla

suçlanan yutkunurken dil itme alışkanlığının ise bugün ön

ık kapanış nedeni değil, ön açık kapanış durumuna karşı

Cumhuriyet Üniversitesi

Diş Hekimliği Fakültesi Dergisi

Cilt: 9 Sayı: 1 2006

55

gelişmiş bir adaptasyon olduğu düşünülmektedir. Bu

yüzden ön açık kapanış tedavisinde, miyofonksiyonel tedavi

ile dil hareketlerinin değiştirilmesinin faydası olmayacağı

belirtilmektedir. Ancak eğer ön açık kapanış, dilin

morfolojik bir nedenle önde konumlanması veya ağza

sığmayacak kadar büyük olmasından kaynaklanıyorsa, ya

dilin önde konumlanmasına neden olan morfolojik yapının

düzeltilmesi ya da büyük olan dilin küçültülmesi önerilir.3

Dilin küçültülmesi için, orta hatta wedge insizyonu, eliptik

insizyon, anahtar deliği insizyon ve marjinal insizyon

yöntemlerinden uygun olanı tercih edilir.7

Bu dönemde genellikle uzun yüz, artmış alt ön yüz

yüksekliği, kısa ramus boyu, alt ve üst posterior

dentoalveoler yapılarda artmış vertikal büyüme, maksiller

ve mandibuler posterior dişlerin sürme miktarında artma,

maksiller anterior rotasyon, mandibuler posterior rotasyon

gibi ön açık kapanış malokluzyonların iskeletsel bulguları

ortaya çıkmaya başlar (Resim 3).1 Bu tip oransız ve aşırı

artmış vertikal büyüme paterninin düzeltilmesi için büyüme

modifikasyonu gerekmektedir. Vertikal büyüme paternine

sahip bireylerde büyüme modifikasyonu tedavisi ile,

maksiller ve mandibuler posterior dentoalveoler bölgenin

vertikal yön büyümesinin ve posterior dişlerin aşırı

erüpsüyonunun inhibisyonu ve mandibulanın yukarı öne

rotasyon yaparak alt ön yüz yüksekliğinin düşürülmesi

hedeflenir.

Resim 3. Ön açık kapanış malokluzyonda artmış vertikal yüz

boyutları ve posterior dentoalveoler yapılarda artmış vertikal

büyüme a. yüzün cepheden görünümü b. yüzün profilden görünümü

c. ağız içinin cepheden görünümü

Maksillanın vertikal yön büyümesini ve maksiller

posterior dişlerin erüpsüyonunu kontrol altında tutmak

amacıyla, uyguladığı kuvvetin büyük bileşeni vertikal yönlü

olan high-pull headgear kullanılabilir.1,8,9 High-pull

headgear günde 14 saat uygulanırsa, maksiller birinci

molarlarda aşırı erüpsüyon engellenir.

Tek başına maksiller birinci molarlara high-pull

headgear uygulanması ile diğer maksiller posterior dişlerin

erüpsüyonu engellenemez.1 Ancak high-pull headgear

akrilik bir maksiller splintle uygulanırsa, vertikal yöndeki

kuvvet tüm maksiller posterior dişlere ve dentoalveoler

yapılara etkir. Böylece maksillanın hem iskeletsel hem

dental büyümesinin vertikal yönde kontrolü sağlanmış

Cumhuriyet Üniversitesi

Diş Hekimliği Fakültesi Dergisi

Cilt: 9 Sayı: 1 2006

56

olur.10 Ancak sadece maksillaya kuvvet uygulayan

yöntemle mandibuler posterior dişlerin çok daha rahat

sürmesine ve mandibuler dentoalveoler yapıların vertikal

yönde çok daha fazla gelişmesine fırsat verilmiş olur.1

Bite-bloklu açık kapanış aktivatörü veya bionatörü gibi

fonksiyonel apareyler uygulanarak alt ve üst posterior

dişlerin erüpsüyonunun inhibe edilmesi ve maksillanın

aşağı doğru büyümesinin engellenmesi amaçlanır.11-13

Bunun için aparey hazırlanırken oluşturulacak bite-blok

yüksekliğinin, normal istirahat pozisyonunda alt ve üst

posterior dişler arasında bulunan vertikal yükseklikten fazla

olması gerekir. Aparey, anteroposterior olarak ise, hastanın

ihtiyacına göre mandibulayı önde veya normal yerinde

konumlandıracak şekilde hazırlanabilir. Bu şekilde çiğneme

kasları, yanak ve diğer yumuşak dokularda gerilim oluşur,

maksiller ve mandibuler posterior dişlere intrüziv kuvvetler

iletilir. Bite-bloklu fonksiyonel aparey uygulamalarında

mandibuler posterior dişlerin kompanzasyonel erüpsüyonu

görülmez. Böylece hem maksiller hem mandibuler vertikal

dentoalveoler gelişim frenlenir ve mandibuler büyüme

yukarı öne doğru yönlendirilir.

Aşırı artmış vertikal büyümesi olan ve mandibulanın

posterior rotasyonuna bağlı olarak Sınıf II ilişkiye sahip

preadölesan dönemdeki çocuklarda en etkili büyüme

modifikasyonu yöntemi ise bite bloklu fonksiyonel

apareyler (aktivatör veya bionatör) ile birlikte high-pull

headgear uygulamasıdır (Resim 4).14,15

Bu şekilde fonksiyonel apareyin bite bloklarından

yararlanılarak, high-pull headgearin oluşturduğu ve tam

maksillanın direnç merkezinden geçen vertikal yönlü

ekstraoral kuvvet, tüm maksillaya dağıtılmış olur ve

maksiller vertikal büyümenin kontrolü sağlanır.

Fonksiyonel apareyin bite blokları mandibulada ise

vertikal büyüme kontrolünü sağlamak ve posterior

rotasyona bağlı olarak retrüziv konumda bulunan

mandibulayı önde konumlandırmak için kullanılır.

Artmış alt ön yüz yüksekliğine sahip, hem alt hem

üstte dentoalveoler boyutları vertikal yönde çok artmış

olan hastalarda posterior dişlerde sadece erüpsüyonun

engellenmesi değil ayrıca intrüzyon istendiği

durumlarda ise maksiller ve mandibuler splintlere

mıknatıs yerleştirilebilir.1 Mıknatısların birbirini itme

kuvveti dental arklara etkir ve posterior dişlerde

intrüzyon sağlanır.16 Ancak mıknatısların büyüklüğü

nedeniyle apareylerin ağızda taşınması zordur. Bunun

için ağızda daha az yer kaplayan, posteriorda alt ve üst

dişlerin yüzeyine geçici olarak cam iyonomer siman ile

yapıştırılan küçük, modifiye splintler tasarlanmış ve

başarılı sonuçlar elde edilmiştir.17 Yine de mıknatıslı

apareylerin, intrüzyon için gereken hafif ama uzun

süreli kuvvet yerine ağır ve kontrolsüz kuvvet

uyguladıkları, dolayısıyla klasik bite bloklara avantaj

sağlamadıkları şünülmektedir.1

Resim 4. Aktivatör ile birlikte high-pull headgear uygulaması a.

cepheden görünüm b. profilden görünüm

Cumhuriyet Üniversitesi

Diş Hekimliği Fakültesi Dergisi

Cilt: 9 Sayı: 1 2006

57

Çok dik mandibuler düzleme ve artmış alt ön yüz

yüksekliğine sahip bireylerde vertikal gelişimi kontrol

altında tutmak için vertikal-pull çenelik uygulanabilir

(Resim 5).15 Pearson18,19 yaptığı çalışmalarda, vertikalpull

çenelik kullanımı ile, mandibuler düzlem açısı ve

gonial açıda azalma ve posterior yüz yüksekliğinde ise

artma olduğunu bulmuştur.

Resim 5. Vertikal-pull çenelik uygulaması a. cepheden görünüm b.

profilden görünüm

Rübendüz ve Altuğ20 ise büyüme ve gelişimi devam

etmekte olan ve hem iskeletsel hem de dental açık kapanış

gözlenen bireylerde, high-pull headgear, aktivatör ve

vertikal-pull çeneliğin üçünü birlikte kullanmışlardır. Bu

uygulama sonucunda yüzün vertikal büyümesini gösteren

ılarda, alt ön ve total yüz yüksekliğinde artışın

engellendiğini göstermişlerdir.

Preadölesan dönemde iskeletsel açık kapanış

tedavisinde ortopedik veya fonksiyonel uygulamalarla

büyüme modifikasyonu yapıldıysa, sabit tedavi ve hatta

retansiyon aşamasında bile vertikal gelişimi ve posterior

dişlerin erüpsiyonunu kontrol altında tutmak için posterior

bite blok veya benzeri apareylere ihtiyaç duyulacağı

unutulmamalıdır.1 Taşınması oldukça sıkıntı verici olan bu

apareylerin çok uzun yıllar kullandırılmasının hastanın

mükemmel kooperasyonuna ve sabrına bağlı olduğu, buna

rağmen bu tip malokluzyona sahip hastalarda diğer

vakalardaki kadar yüz güldürücü sonuçlar alınamadığı

bilinmelidir. Özellikle vertikal büyüme yönü ve posterior

mandibuler rotasyon görüldüğü halde, mandibula

boyutları normalden çok büyük olduğu için Sınıf III ilişki

ve konkav profile sahip açık kapanışlı hastalarda

ortognatik cerrahi tedaviye gereksinim duyulabilir.

Kalıcı dişlenme dönemi

Genellikle pubertal büyüme atılımı aşıldıktan sonra

geçilen bu dönemde, sabit mekaniklerle tedaviye

başlanır.1 Her ne kadar bu dönemde ekstraoral

ortopedik kuvvetlerin etkileri dentoalveoler yapıyla

sınırlı kalsa bile, sabit mekaniklerle tedavinin en

başından sonuna kadar high-pull headgear uygulanması

maksiller posterior dişlerin vertikal yöndeki aşırı

gelişimini önlemek için son derece gereklidir.

İskeletsel ön açık kapanış olgularında, dental arklarda

hiç yer darlığı olmasa da büyüme yönünü bir miktar

değiştirmek ve anteriorda yeterli miktarda overbite

sağlayabilmek amacıyla diş çekimi yapılabilir.21 Bu

amaçla genellikle birinci premolarlar çekilir. Çekim

yapılmasındaki asıl neden, çekim boşluğunu kapatırken

hiç ekstrüzyon hareketi oluşturmadan molar dişleri öne

doğru kaydırarak palatinal ve mandibuler düzlemler

arasındaki açının küçülmesini sağlamaktır. Ancak yapılan

pek çok çalışma, premolar çekimi ile vertikal boyutta

hiçbir azalma veya yüz yükseklik oranlarında olumlu bir

değişim elde edilemediğini göstermektedir.22-25 Bu

nedenle açık kapanış vakalarında yapılan premolar

çekimleri sonucu elde edilen boşluklar, tamamen kesici

dişlerin konumlarını ve eksen eğimlerini değiştirerek ön

bölgede negatif overbite kapatılması için kullanılmaktadır.

Cumhuriyet Üniversitesi

Diş Hekimliği Fakültesi Dergisi

Cilt: 9 Sayı: 1 2006

58

Eğer iskeletsel ön açık kapanış çekim yapmadan tedavi

edilirse, tedavi sonunda anterior bölgede elde edilen

overbite kalıcı olmaz ve kolaylıkla relaps oluşur.

Kim26 ise ön açık kapanış maloklüzyonlarda tedavi

sonunda iyi bir fonksiyon, stabilite ve ön bölgede alt ve

üst kesici dişler arasında yeterli overbite sağlayabilmek

için dişlerin aksiyal eğimlerinin düzeltilmesi, posterior

kontakların kaldırılması, bunun için de meziale devrik

olan alt ve üst posterior dişlerin dikleştirilmesi

gerektiğini bildirmiştir. Bu amaçla ikinci veya üçüncü

molarlar çekilip, birinci molarlar düzeltilip, alt ve üst

okluzal düzlem açıları değiştirilebilir. Çekim

yapılmazsa birinci molarları dikleştirmek çok zorlaşır

ve bu sırada oluşan resiprokal kuvvetler anterior

dişlerde labiale tippinge neden olur. Kim iskeletsel ön

ık kapanış tedavisinde birinci molarların çekimini

uygun bulmamaktadır. Çünkü zaten meziale devrik

olan ikinci molarları o kadar büyük bir çekim

boşluğunu kapatırken dik konumda hareket ettirmenin

çok zor olduğunu düşünmektedir.

Sabit mekaniklerle ön bölgedeki açıklığın

kapatılması için uygulanan teknikler açısından,

büyümesi devam eden ve büyümesi bitmiş bireyler

arasında bazı farklar vardır.15

Büyümesi devam eden bireylerde, labial arklara

vertikal elastikler uygulanarak hem anterior dişler kütlesel

olarak ekstrüze edilir hem de çevre alveoler yapılardaki

büyümenin stimulasyonu sağlanır.15 Ancak kalın bir labial

ark teli ile pek çok vertikal elastik kullanılması dişlerde

jiggling hareketine ve alveol kemiğin genişlemesine neden

olduğundan hafif labial ark teli ile hafif vertikal elastikler

kullanılmalıdır. Anterior vertikal elastiklerin özellikle alt

çenede hafif ark telleri ile uygulanması ve alt anteriordaki

alveol kemik genişletilmeden erüpsüyon hareketi elde

edilmesi, relapsı azaltmak açısından son derece gereklidir.

Tek başına hafif ark telleri ile anterior vertikal elastik

kullanımı yeterli olmadığında alt arkta kullanılan ince tele

bir miktar Spee eğrisi formu verilebilir.1 Vertikal

elastikler, anterior bölgede sağda ve solda simetrik iki

küçük elastik şeklinde uygulanabiliceği gibi, yine anterior

bölgede kutu formunda büyük bir elastik şeklinde de

uygulanabilir (Resim 6).1

Büyümesi bitmiş bireylerde ise kütlesel ekstrüzyon

hareketi, hem periodontal ligament liflerinde hem de

bütün serbest gingival liflerde gerilimi arttıracağı için

relaps ile sonuçlanır.15 Bu nedenle yetişkinlerde,

kütlesel ekstrüzyon hareketi uygulamak yerine ön

dişlerin her biri tek tek ekstrüze edilmelidir.27 Bunun

için ön bölgede dişlere step down büküm verilerek o

bölgedeki açık kapanış düzeltilebilir.1

Resim 6. Vertikal yönlü intermaksiller elastikler a. kaninler

bölgesinden çift taraflı olarak uygulama b. ön bölgede kutu formunda

uygulama

McNamara ve Brudon28 ise protrüzyon utility

arkının anteriordaki vertikal stepinin normalden biraz

uzun bükülerek, kesici dişlerde protruzyon ile birlikte 2

mm kadar ekstrüzyon sağlanabileceğini belirtmişlerdir.

Nanda ve ark.29 ık kapanış düzeltilmesinde

Connecticut intrüzyon arkının ters olarak, yani tel pasif

haldeyken anterior bölümü kesici dişlerin okluzalinden

geçecek şekilde yerleştirilmesini önermişlerdir.

Böylece kesici dişlerde ekstrüzyon, molar dişlerde ise

meziale tipping ve intrüzyon oluşturulabileceğini

belirtmişlerdir. Molarlarda intrüzyon açık kapanış

tedavisinde istenen bir hareket olmakla birlikte, molar

tippingi istenmeyen bir hareket olduğu için buna önlem

olarak premolarların da posterior segmente bağlanması

ve high-pull headgear kullanılması önerilmiştir.

Cumhuriyet Üniversitesi

Diş Hekimliği Fakültesi Dergisi

Cilt: 9 Sayı: 1 2006

59

Bu yöntemler dışında ön açık kapanış

tedavilerinde sabit mekanikler uygulanırken

braketleme aşamasında braketlerin, anterior dişlerde

olabildiğince gingivale, posterior dişlerde ise ortaya

veya hafif okluzale yapıştırılması önerilmiştir.30

Böylece ön dişlerde ekstrüzyonun, arka dişlerde ise

intrüzyonun kendiliğinden oluşacağı şünülmüştür.

Kim26 iskeletsel ön açık kapanış tedavisi için

Multiloop Edgewise Archwire mekaniğini kullanmıştır.

Seviyeleme, boşluk kapatma ve rotasyon düzeltimi

aşamaları geçildikten sonra 0.016 x 0.022 inch çelik

teller kullanılıp, her braketin arasına L şeklinde looplar

bükülmüştür. Molar ve premolar dişlere posteriora

doğru artan tipback bükümler verilerek, maksiller arkta

artmış Spee eğrisi, mandibuler arkta ise ters Spee eğrisi

oluşturulmuştur. Bu teller anterior vertikal elastikler

kullanılmaksızın uygulanırlarsa var olan açık kapanışı

daha da kötüleştiren ve anterior dişlere intrüzyon

yaptıran bir etki oluştururlar. Ancak anterior vertikal

elastikler ile birlikte kullanıldığında posterior dişlerde

ekstrüzyon oluşmaksızın uprighting olup, maksiller ve

mandibuler okluzal düzlemlerin eğimi düzelip, anteriorda

overbite sağlanacağı bildirilmiştir. Bu nedenle yöntem,

ancak tedaviye çok iyi kooperasyon gösteren ve anterior

vertikal elastikleri çok iyi kullanacağından emin olunan

hastalarda uygulanmalıdır.

Enacar ve ark.31 Kim felsefesini kullanarak

yaptıkları ön açık kapanış tedavisinde (78) yine

seviyeleme, boşluk kapama ve rotasyon düzeltme

aşamaları bitirildikten sonra, maksillada artmış spee

eğrisi, mandibulada ters spee eğrisi şeklinde 0.016 x

0.022 inch nikel-titanim ark telleri ile kaninler

bölgesinden vertikal yönlü ağır intermaksiller elastikler

uygulamışlardır (Resim 7). Bu yöntemle de, Kim’in

yöntemiyle benzer şekilde alt ve üst okluzal düzlem

eğimleri ve hem posterior hem anterior dişlerin aksiyel

eğimleri düzleşmiştir.

Küçükkeleş ve ark.32 ise, Enacar ve arkadaşlarının

mekaniğini kullanarak yaptıkları ık kapanış tedavileri

sonucunda alt ve üst kesici dişlerin ekstrüze olduğunu,

tüm dişlerin dikleştiğini, ANS-Me ve N-Me mesafelerinin

azaldığını, overbiteın arttığını bulmuşlardır.

Miyajima ve Iizuka33 ise Kim felsefesini Sınıf III bir

hastada tip-edge braketleriyle uygulamışlardır. Sadece

mandibular arka uygulanan ters Spee eğrisi şeklindeki

nikel-titanium ark ile mandibular molar dişler

dikleştirilmiş, anterior bölgeden verilen Sınıf III elastikler

ile de uygun overbite ve overjet elde edilmiştir.

Resim 7. Modifiye Kim tekniği ile tedavi edilmiş ön açık kapanış

malokluzyonlu hasta a. tedavi başında ağız içinin cepheden görünümü

b. tedavi sürerken maksillada artmış spee eğrisi, mandibulada ters spee

eğrisi şeklinde nikel-titanim ark tellerinin ağızda pasif konumdayken

cepheden görünümü c. vertikal yönlü intermaksiller elastikler ile teller

aktif hale geldiğinde cepheden görünümü

Bu yöntemlerden farklı olarak iskeletsel açık

kapanış malokluzyonların tedavisinde en önemli

Cumhuriyet Üniversitesi

Diş Hekimliği Fakültesi Dergisi

Cilt: 9 Sayı: 1 2006

60

basamak olan molar intruzyonun sağlanması için son

yıllarda çeşitli bölgelere yerleştirilen implantların

ankraj olarak kullanılması gündeme gelmiştir.

Umemori ve ark.34 ık kapanış tedavisi için alt

molarları intrüze etmek amacıyla iskeletsel ankraj

sistemi (SAS) kullanmışlardır. Bu amaçla mandibular

birinci ve ikinci molar dişlerin apikal bölgelerindeki

bukkal kortikal kemiğe L şeklinde titanium mini

plaklar yerleştirmişlerdir. Mini plaklardan alt molarlara

elastik ortodontik ipler ile intrüzyon kuvveti

uygulanmıştır. Böylece mandibuler molar dişlerde 3-5

mm arasında intrüzyon, okluzal düzlem-mandibuler

düzlem açısında azalma, alt yüz yüksekliğinde azalma,

mandibulada yukarı öne rotasyon, alt ve üst molarlarda

ve alt kesici dişlerde uprighting elde edilmiştir.

Sugawara ve ark.35 ise açık kapanış tedavisinde

iskeletsel ankraj sistemi kullanılarak mandibular birinci

molarlarda 1.7 mm, ikinci molarlarda 2.8 mm intrüzyon

elde edildiğini ve ileriki dönemlerde birinci molarlarda

%27.2, ikinci molalarda %30.3 relaps oluştuğunu

bulmuşlardır. Ayrıca mandibulada öne yukarı rotasyon

ve alt anterior yüz yüksekliğinde azalma olduğunu

gözlemlemişlerdir.

Erverdi ve ark.36 ise yaptıkları çalışmada iskeletsel

ön açık kapanış malokluzyonların tedavisinde maksiller

molar dişleri intrüze etmak için iskeletsel ankraj sistemi

(SAS) kullanmışlardır. Maksiller zigomatik proseslerin

alt konturuna yerleştirdikleri I şeklindeki titanium mini

plaklardan birinci molarlara nitinol sarmal yaylar ile

kuvvet uygulayarak 5 ay içinde açık kapanışı

düzeltmişlerdir. Bu yöntemle GoGn-SN açısında 1.7

derece azalma, OP-SN açısında 3.1 derece artış,

maksiller molarlarda 2.6 mm intrüzyon ve 2.8 derece

bukkale tiping, maksiller kesici dişlerde 1.1 mm

ekstrüzyon ve 9.6 derece retroklinasyon sağlanmıştır.

Erverdi ve ark.37 farklı bir çalışmalarında,

maksiller zigomatik proseslerin alt konturuna

yerleştirdikleri I şeklindeki titanium mini plaklardan,

palatal ark ve akrilik bite bloklardan oluşan sabit

apareye nitinol sarmal yaylar ile 400 gr intrüziv kuvvet

uygulayarak 7 ay içinde açık kapanışı düzeltip,

maksiller molarlarda 3.6 mm intrüzyon, mandibuler

düzlemde 4 derece saat yönü tersine otorotasyon elde

etmişlerdir.

Şiddetli iskeletsel sorunların ortodontik kamuflaj

yoluyla düzeltilmesi hem çok zordur hem de fizyolojik

sınırlar zorlandığı için relaps olasılığı artmaktadır.1 Son

yıllarda, büyüme ve gelişim sürecinin sonuna gelmiş,

artmış vertikal yüz boyutlarına sahip, ağır iskeletsel ön

ık kapanış vakaların tedavisinde ortognatik cerrahi

sık kullanılır hale gelmiştir.

Maksilladaki artmış vertikal boyutu düzeltmek için

LeFort 1 osteotomisi ile maksilla yukarıya taşınarak

total yüz uzunluğu azaltılıp ve mandibulaya yukarı öne

doğru rotasyon yaptırılır.1 Maksillanın gömüldüğü

ameliyatlarda relaps pek görülmez ve yeni postural

durum ve okluzal ilişkilere karşı nöromusküler

adaptasyon gelişir. 38,39

Artmış vertikal yüz boyutlarına sahip, iskeletsel ön

ık kapanış malokluzyonlu bireylerde kısa olan

ramusun boyunu uzatarak mandibuler düzlem açısını ve

gonial açıyı şürüp, mandibulaya arkada aşağı, önde

yukarı rotasyon yaptırmak hiç stabil değildir.1 Çünkü

bu şekilde ramus boyu uzar, pterigomandibuler

alandaki kaslarda gerilim oluşur ve adaptasyon

gelişmediğinde ise relaps gözlenir. Bu yüzden

iskeletsel ön açık kapanış malokluzyonların ideal

cerrahi tedavisi, maksillaya gömme işlemi uygulanıp

ramus boyu uzatılmadan mandibulada sagital split

orteotomisi ile rotasyon yaptırılmasıdır.

Reitzig ve ark.40 iskeletsel ön açık kapanış

malokluzyonların cerrahi olarak düzeltilmesinde

bilateral mandibular rotasyon osteostomisini

kullanmışlardır. Cerrahi sonrası gonial açıda 9 derece

azalma ve 0.3 derece relaps, mandibuler açıda ise 4.3

derece azalama ve 0.6 derece relaps gözlenmiştir.

Araştırıcılar iskeletsel ön açık kapanış

malokluzyonlarının cerrahi olarak düzeltilmesinde

mandibulaya öne yukarı rotasyon yaptırmak için

maksillanın posteriorunun cerrahi olarak intrüze

edilmesi yerine bu yöntemin alternatif olarak

kullanılabileceğini ve daha estetik sonuçlar elde

edileceğini belirtmişlerdir.

Uzun yüzlü iskeletsel açık kapanış hastalarda

vertikal yüksekliği çok artmış olan mandibuler anterior

segment, anterior segmental cerrahilerle kısaltılabilir.1

Ancak mandibulaya inferior border osteotomisi

yaparak çene ucunun vertikal yüksekliğinin

şürülmesi daha çok tercih edilen bir yöntemdir.

ık kapanış tedavisi sonrası stabilite ve nüks

Ön açık kapanış tedavileri sonrasında zararlı

alışkanlıkların veya iskeletsel ve dentoalveoler

yapıların vertikal büyümesinin devam etmesi nedeniyle

nüks gözlenir.1 Büyümesi devam eden bireylerde tedavi

sonrasında, tedavi başındakine benzer şekilde iskeletsel

değişimler saptanmıştır.41 Tedavinin çekimli veya

Cumhuriyet Üniversitesi

Diş Hekimliği Fakültesi Dergisi

Cilt: 9 Sayı: 1 2006

61

çekimsiz yapılmasının da stabiliteyi etkilediği ve

çekimli tedavilerin çekimsiz tedavilere göre daha stabil

olduğu düşünülmektedir.42,43 Ön açık kapanış tedavileri

sonrasında oluşan nüks açısından ortognatik cerrahi

teknikleri kıyaslandığında ise sadece maksiller cerrahi

yapılanlar, çift çene cerrahi yapılanlara göre daha stabil

bulunmuştur.44

ık kapanış tedavileri sonrasında relapsı önlemek

için hareketli bir retainer ile birlikte high-pull headgear

veya bite bloklu açık kapanış aktivatörü ya da bionatörü

gibi fonksiyonel apareyler kullanılabilir.1 Veya gündüzleri

mandibuler ve maksiller hareketli retainerlar, geceleri ise

bite bloklu fonksiyonel apareyler kullanılabilir. Ancak

yüzün vertikal büyümesi ve posterior dişlerin erüpsüyonu

yavaş da olsa 20’li yaşların başına kadar sürdüğü için

iskeletsel açık kapanış hastalarında retansiyon aşaması

uzun tutulmalıdır.

SONUÇ

İskeletsel açık kapanış hem hasta hem de hekim

için tedavisi zor olan, sabır ve anlayış isteyen bir

ortopedik ve ortodontik bozukluktur. Bu yüzden

tedavinin başladığı ilk andan, hastanın büyüme ve

gelişiminin biteceği 20’li yaşlara kadar çok düzgün

vertikal büyüme kontrolü yapılmasını ve mükemmel

hekim-hasta ilişkisini gerektirir.

KAYNAKLAR

1. Proffit WR, Fields HWJr, Ackerman JL, Bailey LJ, Tulloch

JFC. Contemporary Orthodontics. 3 rd ed. St. Louis: Mosby Inc.;

2000.

2. Worms FW, Meskin LH, Isaacson RJ. Openbite. Am J Orthod

1971; 59: 589-95.

3. Graber TM, Rakosi T, Petrovic AG. Dentofacial orthopedics

with functional appliances. St. Louis: CV Mosby Company; 1985.

4. Haryett R, Hansen R, Davidson P et al. Chronic thumbsucking:

The psychological effects and the relative effectiveness of the various

methods of treatment. Am J Orthod 1967; 53: 559-85.

5. Ngan P, Fields H. Openbite: A review of etiology and

management. Pediatr Dent 1997; 19: 91-8.

6. Villa NL, Cisneros GJ. Changes in the dentition secondary to

palatal crib therapy in digit-suckers. Pediatric Dent 1997; 19: 323-6.

7. Wolford LM, Cottrell DA. Diagnosis of macroglossia and

indications for reduction glossectomy. Am J Orthod Dentofac Orthop

1996; 110: 170-7.

8. Baumrind S, Korn EL, Isaacson RJ et al. Quantitative analysis

of orthodontic and orthopedic effects of maxillary traction. Am J

Orthod 1983; 84: 384-98.

9. Ucem TT, Yüksel S. Effects of different vectors of forces

applied by combined headgear. Am J Orthod Dentofac Orthop1998;

113: 316-23.

10. Orton HS, Slattery DA, Orton S. The treatment of severe

‘gummy’ Class II division 1 malocclusion using the maxillary

intrusion splint. Eur J Orthod 1992; 14: 216-23.

11. Graber TM, Neumann B. The bionator. In: Graber TM,

Neumann B, eds. Removable orthodontic appliances, 2 nd ed.

Philadelphia: WB Saunders; 1984. p. 357-75.

12. Witzig JW, Spahl TJ. The clinical management of basic

maxillofacial orthopedic appliance. Mechanics. Littleton, Mass.: PSG

Publishing; 1987.

13. Weinbach JR, Smith RJ. Cephalometric changes during

treatment with the openbite bionator. Am J Orthod Dentofac Orthop

1992; 101: 367-74.

14. Lagerstrom LO, Nielsen IL, Lee R, Isaacson RJ. Dental and

skeletal contributions to occlusal correction in patients treated with

the high-pull headgear-activator combination. Am J Orthod Dentofac

Orthop 1990; 97: 495-504.

15. Graber TM, Vanarsdall RLJr. Orthodontics: Current principles

and techniques. 2 nd ed. St. Louis: Mosby-Year Book Inc.; 1994.

16. Barbre RE, Sinclair PM. A cepalometric evaluation of anterior

openbite correction with the magnetic active vertical corrector. Angle

Orthod 1991; 61: 93-102.

17. Dellinger EL, Dellinger EL. Active vertical corrector treatmentlong

term follow-up of anteror openbite treated by the intrusion of

posterior teeth. Am J Orthod Dentofac Orthop 1996; 110: 145-54.

18. Pearson LE. Vertical control in treatment of patients having

rotational growth tendencies. Angle Orthod 1978; 48: 132-40.

19. Pearson LE. Treatment of severe openbite excessive vertical

pattern with an eclectic nonsurgical approach. Angle Orthod 1991;

61: 71-6.

20. Rübendüz M, Altuğ Z. Gelişim döneminde açık kapanışın

monoblok-oksipital headgear-vertikal chin cup ile kombine

tedavisinin iskelet yapı üzerine etkisi. Türk Ortodonti Dergisi 1997;

10: 38-45.

21. Ülgen M. Ortodontik tedavi prensipleri. 4. baskı. İstanbul:

Dilek-Örünç matbaası; 1993.

22. Yamaguchi K, Nanda RS. The effects of extraction and

nonextraction treatment on the mandibular position. Am J Orthod

Dentofac Orthop 1991; 100: 443-52.

23. Staggers JA. Vertical changes following first premolar

extractions. Am J Orthod Dentofac Orthop 1994; 105: 19-24.

24. Taner-Sarısoy L, Darendeliler N. The influence of extraction

orthodontic treatment on craniofacial structures. Evaluation

according to two different factors. Am J Orthod Dentofac Orthop

1999; 115: 508-14.

Cumhuriyet Üniversitesi

Diş Hekimliği Fakültesi Dergisi

Cilt: 9 Sayı: 1 2006

62

25. Kocadereli İ. The effect of first premolar extraction on vertical

dimension. Am J Orthod Dentofac Orthop 1999; 116: 41-5.

26. Kim YH. Anterior openbite and its treatment with multiloop

edgewise archwire. Angle Orthod 1987; 57: 290-321.

27. Reitan K. Some factors determining the evaluation of forces in

orthodontics. Am J Orthod 1957; 43: 32.

28. McNamara JA, Brudon WL. Orthodontic and orthopedic

treatment in the mixed dentition. Ann Arbor, MI: Needham Press;

1993.

29. Nanda R, Marzban R, Kuhlberg A. The Connecticut intrusion

arch. J Clin Orthod 1998; 32: 708-15.

30. McLaughlin RP, Bennett JC, Trevisi HJ. Systemized

orthodontic treatment mechanics. 2 nd ed. Mosby International Ltd;

2001.

31. Enacar A, Uğur T, Toroğlu S. A method for correction of

openbite. J Clin Orthod 1996; 30: 43-8.

32. Küçükkeleş N, Acar A, Demirkaya AA, Evrenol B, Enacar A.

Cephalometric evaluation of openbite treatment with NiTi archwires

and anterior elastics. Am J Orthod Dentofac Orthop 1999; 116: 555-

62.

33. Miyajima K, Iizuka T. Treatment mechanics in class 3 openbite

malocclusion with tip edge technique. Am J Orthod Dentofac Orthop

1996; 110: 1-7.

34. Umemori M, Sugawara J, Mitani H, Nagasaka H, Kawamura H.

Skeletal anchorage system for openbite correction. Am J Orthod

Dentofac Orthop1996; 115: 166-74.

35. Sugawara J, Baik UB, Umemori M, Takahashi I, Nagasaka H,

Kawamura H, Mitani H. Treatment and posttreatment dentoalveolar

changes following intrusion of mandibular molars with application of

a skeletal anchorage system (SAS) for openbite correction. Int J

Adult Orthod Orthognath Surg 2002; 17: 243-53.

36. Erverdi N, Keleş A, Nanda R. The use of skeletal anchorage in

openbite treatment: A cepalometric evaluation. Angle Orthod 2004;

74: 381-90.

37. Erverdi N, Usumez S, Solak A. New generation open-bite

treatment with zygomatic anchorage. Angle Orthod 2006; 76: 519-26.

38. Proffit WR, Phillips C, Turvey TA. Stability following superior

repositioning of the maxilla by LeFort 1 osteotomy. Am J Orthod

Dentofac Orthop 1987; 92: 151-61.

39. Bailey LJ, Pillips C, Proffit WR. Stability following superior

repositioning of the maxilla by LeFort 1 osteotomy: Five year follow

up. Int J Adult Orthod Orthognath Surg 1994; 9: 163-74.

40. Reitzik M, Barer PG, Wainwright WM, Lim B. The surgical

treatment of skeletal anterior openbite deformities with rigid internal

fixation in the mandible. Am J Orthod Dentofac Orthop 1990; 97: 52-

7.

41. Kim YH, Han UK, Lim DD, Serraon MLP. Stability of anterior

openbite correction with multiloop edgewise archwire therapy: A

cepalometric follow up study. Am J Orthod Dentofac Orthop 2000;

118: 43-54.

42. Freitas MR, Beltrao RTS, Janson G, Henriques JFC, Cancado

RH. Long term stability of anterior openbite extraction treatment in

the permanent dentition. Am J Orthod Dentofac Orthop 2004; 125:

78-87.

43. Janson G, Valarelli FP, Henriques JFC, Freitas MR, Cancado

RH. Stability of anterior openbite nonextraction treatment in the

permanent dentition. Am J Orthod Dentofac Orthop 2003; 124: 265-

76.

44. Proffit WR, Bailey LJ, Phillips C, Turvey TA. Long term

stability of surgical openbite correction by LeFort 1 osteotomy.

Angle Orthod 2000; 70: 112-7.

Yazışma Adresi:

Dt. Burçak KAYA

Başkent Üniversitesi

Diş Hekimliği Fakültesi

Ortodonti Anabilim Dalı

11. Sokak No: 26

06490 Bahçelievler / ANKARA

Tel: 0 312 2151336

Faks: 0 312 2152962

E-posta: burcak_kaya@hotmail.com

 

Ortodontik Tedavi

19 Mayıs 2008

Ortodontik Tedavi, Diş Çarpıklığı

Dişhekimliğinin bir uzmanlık dalı olan ortodonti (ortodonti uzmanı = ortodontist), diş, çene ve yüz kompleksini normal yapı ve gelişim, anomaliler ve anomalilerin tedavisi yönünden ele alan bilim dalıdır. Önceleri estetik amaçla işe başlanmış zaman içerisinde sınırları genişletilip, bugünkü konumuna ulaşılmıştır. Günümüzde ortodontinin hitap ettiği kitle oldukça genişlemiş ve uygulama alanı da aynı oranda artmıştır. Son yıllarda yapılan araştırmaların sonuçlarına göre tüm dünyada koruyucu dişhekimliğinin önem kazanması, daha bilinçli bir kitle yaratmış ve diş çürüğü vakalarında gözle görülür bir azalma meydana gelmiştir, buna bağlı olarak da kalıtım, gelişim yetersizlikleri, çeşitli yanlış alışkanlıklar (parmak emme, uzun süre yalancı meme ve biberon kullanma, dudak ısırma) gibi faktörler sebebiyle oluşan rahatsızlıklar sonucu ortodontiye duyulan ilgi de artmıştır.